Featured

Carl Sagan ve Marihuana Üzerine

Bu makale, 1971'de yayımlanan Marihuana Reconsidered (Marihuana Gözden Geçirildi) adlı kitap için 1969 yılında yazıldı. Sagan o yıllarda...

2 Ekim 2016 Pazar

O değil de, şaşı çocuğun şirin olduğunu da nereden çıkardınız?

10 Eylül 2015 Perşembe

This song is about how time can slip by, but many people do not realize it until it is too late. Roger Waters got the idea when he realized he was no longer preparing for anything in life, but was right in the middle of it.

5 Eylül 2015 Cumartesi

Death, the only immortal who treats us all alike, whose pity and whose peace and whose refuge are for all - the soiled and the pure, the rich and the poor, the loved and the unloved.

Mark Twain

5 Temmuz 2015 Pazar

Merhaba

Duralım yan yana
Aramızda iki insanı olsun en fazla
7 milyarın


Yanında olayım
İçinde değil de
Yanımda ol
İçimde olsan da olur


Bir şarkı yaptım sana
Sonra bi’tan daha
Karşımda dur,
Hüzünlendir beni
Sana şarkılar yapayım


Aklımdan bazen çık da
Hep orada dur
Hep orada durayım mı?


Lazım oluruz birbirimize
Belli olmaz, aşık oluruz
Kırayım seni iki-üç
Sonra düşüneyim durmadan
Meşgale olur, fena mı?
Hem nasıl öğrencem başka,
seni sevmeyi?


Neredeyse kendimi
terk edecekken
Seni terk edemiyorsam
Var bunda bir iş
Yok mu dersin?



Cihangir, 19.06.15

29 Haziran 2015 Pazartesi

Confuse not love with the raptures of possession, which bring the cruelest of sufferings. For, notwithstanding the general opinion, love does not cause suffering: what causes it is the sense of ownership, which is love's opposite.
--Antoine de Saint Exupéry

14 Nisan 2015 Salı

Yıllar içinde "hangi enstrümanı çalıyorsun?" sorusunun "nasıl müzik yapıyorsun?"a, " hangi programlama dilini kullanıyorsun?"un "ne kodluyorsun?"a, " kimi seviyorsun?"un "nasıl seviyorsun?"a dönüşmesi güzel. (kendime sorular)

24 Eylül 2014 Çarşamba

"Comas really are peculiar only to the late 20th century. Before, say, 1960, people who might have gone into a coma simply died. Comas are more modern than plastics or TV. I like the notion that comas can allow a person to radically reinvent themselves upon awakening. I think we all want to do that—radically reinvent ourselves—I think it's our deepest need."

Douglas Coupland

22 Ağustos 2014 Cuma

At the center of religion is love. I love you and I forgive you. I am like you and you are like me. I love all people. I love the world. I love creating. Everything in our life should be based on love.

Ray Bradbury

28 Mart 2014 Cuma

If you can approach the world's complexities, both its glories and its horrors, with an attitude of humble curiosity, acknowledging that however deeply you have seen, you have only scratched the surface, you will find worlds within worlds, beauties you could not heretofore imagine, and your own mundane reoccupations will shrink to proper size, not all that important in the greater scheme of things.

Daniel Dennett

2 Ocak 2014 Perşembe

Kale

"... Bu durumda buradan asla kaçamayacağımız kesindir; ama hiç olmazsa başka bir yerde olamayacağı için burada olduğunu bilen birinin iç huzuruna kavuşmuş olacağız."

Italo Calvino, Kozmokomik Öyküler

17 Aralık 2013 Salı

Melody ve Griff

"İçine hiç kimsenin girmediği bir baloncukta yaşıyorum. Uzaylı gibi hissediyorum. Herkesin yaşadığı dünyadan çok farklı bir dünyadayım ben. Kimseyle iletişim kuramıyorum; onlarla konuşuyorum ama iletişim kuramıyorum. Ama sen... Griff. Sen baloncuğumun içine girdin."

14 Aralık 2013 Cumartesi

Carl Sagan ve Marihuana Üzerine

Bu makale, 1971'de yayımlanan Marihuana Reconsidered (Marihuana Gözden Geçirildi) adlı kitap için 1969 yılında yazıldı. Sagan o yıllarda otuzlu yaşlarındaydı ve hayatının sonuna kadar marihuana kullanmaya devam etti.



BAY X

Hepsi yaklaşık 10 yıl önce başladı. Hayatımda daha rahat bir evreye ulaşmıştım - "yaşamanın" da en az bilim kadar önemli olduğunu farkettiğim, sosyal bilincimin ve girişkenliğimin uyanmaya başladığı, yeni tecrübelere açık olduğum bir dönem. Düzensiz aralıklarla ancak büyük bir zevkle marihuana kullanan bir grup insanla arkadaş olmuştum. Başlangıçta kullanmak konusunda isteksizdim, ancak kullananlarda gördüğüm hoşnutluk ve bitkinin herhangi bir fiziksel bağımlılık yapmadığı gerçeği beni denemeye ikna etti. İlk tecrübelerim tam bir hayal kırıklığıydı; üzerimde hiç bir etkisi olmamıştı ve aslında marihuananın kimyasal yollarla değil de, beklenti oluşturunca ve içe çok çekince etkileyen bir bitki olduğunu düşünmeye başlamıştım. Ancak 5-6 başarısız denemeden sonra, bana da oldu - bir arkadaşımın salonunda sırtüstü uzanmış, bir saksı bitkisinin (marihuana değil!) tavanda oluşturduğu gölgeleri incelerken. Birden, incelediğim şeyin gölgeler tarafından şekillendirilmiş, tüm detaylarıyla minyatür bir Volkswagen olduğunu farkettim. Bu algımda çok kuşkuluydum ve gerçek Volkswagenler ile tavanda gördüğüm arasında tutarsızlıklar bulmaya çalıştım. Ancak jant kapağından plakasına, krom kaplamasından bagaj tutamağına kadar araba tüm detaylarıyla oradaydı. Gözlerimi kapadığımda ise tam anlamıyla afallamıştım; gözlerimin önünde adeta bir film oynuyordu. Flaş... kırmızı bir çiftlik evi, mavi gökyüzü, beyaz bulutlar, yeşil tepelerin arasından ufka doğru kıvrılan sarı bir patika... Flaş... Aynı sahne, bu sefer turuncu bir ev, kahverengi gökyüzü, kırmızı bulutlar, sarı patika, mor tarlalar... Flaş... Flaş... Flaş. Her saniye yeni bir flaş patlıyordu. Her flaş aynı basit sahneyi, şaşırtıcı derecede zengin ve uyumlu renklerle gözlerimin önüne getiriyordu. O günden beri büyük bir zevkle ara sıra marihuana kullanıyorum. Uyuşmuş hislerimi ayağa kaldırmasının yanı sıra, birazdan açıklayacağım gibi üzerimde çok daha ilginç etkileri de var.

Marihuana kullanmaya başladığım zamanlarda yaşadığım bir başka görsel tecrübemde, bakmakta olduğum mum alevinin tam ortasında tüm umursamazlığıyla duran siyah şapkalı ve pelerinli, Sandeman şaraplarının etiketindeki İspanyol beyefendiyi görmüştüm. Bu arada, marihuana etkisindeyken özellikle bir prizma kaleydoskopu ile ateşe bakmak, olağanüstü etkileyici ve güzel bir deneyim.

Şunu belirtmeliyim ki bu gördüklerimin "gerçekten" orada olduğunu hiçbir zaman düşünmedim. Tavanda Volkswagen görmediğimi ve alevlerin içinde Sandeman adamının olmadığını biliyordum. Bu tecrübelerimde herhangi bir tutarsızlık olduğunu düşünmüyorum. Bir parçam, günlük yaşamda garip karşılanacak bu gibi algıları yaratıyor, diğer parçam ise bir gözlemci gibi davranıyor. Aldığım zevkin yarısı bu gözlemci parçamın, yaratıcı parçamın yarattığı işi takdir etmesinden geliyor. Göz kapaklarımın altında dönen görüntülere sık sık gülümsüyor, hatta kahkahalar atıyorum. Sanırım marihuana bu bakımdan psikotomimetik [psikoz benzeri etki yapan (ç.n.)] bir bitki, ancak ağır psikozlarda görülen panik ve dehşeti hiçbir şekilde tecrübe etmedim. Galiba bunun nedeni, tecrübe ettiklerimin kendi yarattığım bir seyahat olduğunu ve istediğim an hızlıca vazgeçebileceğimi bilmem.

İlk zamanlar algıladıklarımın tamamı görsel olduğu ve ilginç şekilde insan görüntüleri içermediği halde, bu durum yıllar geçtikçe değişti. Bugün kafamın güzel olması için tek bir joint yetiyor. Gözlerimi kapayıp flaşları gördüğümde kafamın güzel olduğunu anlıyorum. Flaşlar, hem görsel hem de diğer algılarımda bir değişiklik olmasından çok önce başlıyor. Sanırım bu bir işaret-parazit problemi, gözlerim kapalıyken çevremdeki görsel olguların parazit oluşturma ihtimali çok azalıyor. Bir diğer ilginç bilgi-iletim durumu da - en azından flaşlar başladığında - fotoğraflar yerine sadece figürlerin ana hatlarının olduğu karikatürize görüntülerin çok olması. Bence bu tamamen bilgi sıkıştırmayla ilgili; sıradan bir fotoğrafın içereceği bilginin tamamını (örneğin 108 bit) aktarabilecek bir görüntünün, bir flaşın geldiği saniyeden daha kısa bir zamana sıkıştırılması imkansız. Ve flaş tecrübesi, tabiri caizse, anlık bir beğeni için tasarlanmış oluyor. Sanatçı ve izleyici bir. Tabii ki bu, görüntüler fevkalade detaylı ve karmaşık değil demek olmuyor. Yakın zamanda gördüğüm bir görüntüde iki kişi konuşuyordu ve söyledikleri, kafalarının üzerinde sarı renkte anlık olarak görünüp kayboluyordu. Böylece konuşmayı takip edebilmiştim. Ara sıra kırmızı renkte bir sözcük, konuşmanın bağlamıyla tamamen uyumlu şekilde bu sarı renkli cümlelerin arasında görünüyordu ve konuşanlardan biri bu kırmızı sözcükleri "hatırladığında", konuşmanın yönünü ciddi şekilde değiştiren çok farklı bir fikir ortaya koyuyordu. Bu konuşmanın tamamı en az 100 sarı ve yaklaşık 10 kırmızı sözcük içeriyordu ve bir dakikanın altında olup bitti.

Marihuanayla olan tecrübem, daha önce pek de önemsemediğim bir alan olan sanattan aldığım zevki oldukça geliştirdi. Kafam güzelken sanatçının niyetini daha iyi kavrıyor olmam, artık kafam normalken de devam ediyor. Bu, marihuananın görmemi sağladığı, insanoğlunun sınırlarından yalnızca biri. Bunun yanında, sanatsal aydınlanmalar yaşadığım da oluyor. Doğru olup olmadıklarından emin değilim ama bunları oluştururken oldukça eğleniyorum. Örneğin, bir dönem Belçikalı sürrealist Yves Tanguey'in eserlerine bakarak uzunca bir zaman harcamıştım. Bir kaç yıl sonra, Karayipler'de uzun bir yüzme seansının ardından çok yorulmuşken kendimi, yakınlardaki bir mercan resifinin aşınmaya uğramasıyla oluşmuş bir kumsala attığımda, kumsalı oluşturan kavisli ve pastel renkli mercan kalıntılarının gözümün önünde dev bir Tanguey resmi oluşturduğunu farkettim. Belki de Tanguey çocukken benzer bir kumsala gelmişti.

Müzikten aldığım zevk de benzer şekilde gelişti. İlk defa 3 parçadan oluşan bir harmoninin ayrı ayrı parçalarını ve oluşturdukları uyumu duyabilmiştim. Bu benim için bir ilkti ama sonradan profesyonel müzisyenlerin zaten pek çok harmoni parçasını kafalarında beraberce tutabildiklerini farkettim. Müzik konusunda da kafam güzelken yaşadığım öğrenme tecrübeleri normal halime bir ölçüde yansıyor. Yemekten aldığım zevkte de büyük artış oldu; normalde farketmek için nedense çok meşgul olduğumuz tatların ve aromaların miktarı oldukça arttı. Kafam güzelken yemeğin lezzetinin verdiği hisse tam olarak odaklanabiliyorum. Örneğin patatesin dokusu, şekli ve tadı yine normalde olduğu gibi ancak çok daha kuvvetli algılanıyor. Marihuana seksten alınan zevki de arttırıyor; bir yandan hissetmeyi olağanüstü arttırırken, diğer yandan orgazmı da geciktiriyor - kısmen gözlerimin önünden geçen görsellerin bolluğunun dikkatimi dağıtmasıyla. Orgazma ulaşma süresi fazlasıyla artıyor gibi geliyor ancak bu, marihuana tüketiminden kaynaklanan zamanın genişlemesi tecrübesiyle de ilgili olabilir.

Bilindik anlamıyla dindar birisi değilim, ancak bazı tecrübelerimin dini bir yönü de bulunduğunu söyleyebilirim. Her alana karşı artan duyarlılığım, etrafımdaki canlı ve cansız şeylerle bir bütünlük oluşturduğumu hissettiriyor. Bazen bir çeşit absürdlüğün varoluşsal algısı beni ele geçiriyor ve kendimin ve tanıdıklarımın iki yüzlülüklerini ve yapmacık tavırlarını acı bir katiyetle görüyorum. Başka zamanlarda, absürdlüğün bir başka türü, bir çeşit eğlenceli ve tuhaf farkındalık içinde oluyorum. Absürdlüğün her iki türünde de iletişime açık oluyorum; kafam güzelkenki çoğu güzel anımı insanlarla konuşurken, algılamalarımızı değerlendirirken ve mizah paylaşırken yaşadım. Marihuana, ömrümüz boyunca göz ardı edip unutarak zihinlerimizden çıkarmak üzere eğitildiğimiz farkındalığı geri getiriyor. Dünyanın aslında nasıl bir yer olduğunu farketmek çıldırtıcı olabiliyor; marihuana bana, deli olmanın nasıl bir şey olduğunu hissettirdi ve bizim için acı verici olan şeyler hakkında düşünmekten kaçınmak için "deli" sözcüğünü nasıl kullandığımızı gösterdi. Sovyetler Birliği'nde siyasi muhalifler sık sık akıl hastanesine kapatılır. Bunun bir benzeri, belki biraz daha hafif olmak üzere, burada da gerçekleşiyor: "Lenny Bruce'un [60'lardan sivri dilli bir komedyen ve hicivci (ç.n.)] dün ne dediğini duydun mu? Deli olmalı." Kafam güzelken, tüm bu insanların içinde deli dediğimiz bir başkası olduğunu keşfettim.

Kafam güzelken geçmişin içine girebiliyor ve çoktan yok olmuş bir döneme ait olan çocukluk anılarımı, arkadaşlarımı, akrabalarımı, oyuncaklarımı, sokakları, kokuları, sesleri ve tatları hatırlayabiliyorum. Çocukluğumda başımdan geçen ve o zamanlar tam olarak idrak edemediğim olayları kafamda tamamıyla tekrar oluşturabiliyorum. Hepsi olmasa da marihunana deneyimlerimin çoğu, burada açıklayamayacağım ama benim için büyük öneme sahip bir sembolizm, içlerine işlemiş bir mandala [Hinduizm ve Budizm'de evreni temsil eden mistik bir simge; meditasyon sırasında da kullanılan geometrik desenler (ç.n.)] içeriyor. Bu mandalaya hem görsel hem de sözcük oyunlarıyla serbest çağrışım yapmak, bir dizi çok zengin aydınlanmalar yaşamamı sağlıyor.

Bu gibi tepe noktalarıyla ilgili bir efsane var: "Kullanıcı, büyük bir aydınlanma yaşadığını sanıyor ancak ertesi sabaha bunun en küçük bir parçası dahi kalmıyor." Bence bu doğru değil; marihuana etkisindeyken yaşanan baş döndürücü aydınlanmaların gerçek olduğu konusunda eminim. Tek problem, kişinin bu aydınlanma anlarını, ertesi gün marihuananın etkisi geçtiğinde de anlaşılabilecek bir şekle sokması. Bugüne kadar en çok zorlandığım işlerden biri, bu gibi aydınlanmaları yazıya ya da söze dökmek oldu. Sorun şu ki, bir tanesini kayıt altına alayım derken, en az 10 tane çok daha ilginç fikri ya da görüntüyü unutuyorum. Düşünceleri kayıt altına almak için bu kadar uğraşmanın - özellikle de Protestan ahlakına göre - vakit kaybı olacağı düşünülebilir, ancak normalde de çok unutkan biri olduğum için şansımı denedim ve başarılı olduğuma inanıyorum. Bunun yanında, aydınlanmaları sadece kayıt altına alma işinin bile onları ertesi gün hatırlamada çok yardımcı olduğunu gördüm. Bir aydınlanma anını o sırada yazıya döker ya da birine söylersem, ertesi sabah hiç yardım almadan hatırlayabiliyorum; ancak kendi kendime bu aydınlanma anını ertesi gün hatırlamam gerektiğini söylersem hiç hatırlayamıyorum.

Marihuana etkisindeyken yaşadığım aydınlanmaların çoğu, benim tanındığım alandan çok farklı olarak yaratıcı ilimlerin alanına giren sosyal konularla ilgili. Bir keresinde, eşimle kafamız güzel duş alırken, ırkçılığın kökleri ve geçersiz yönleri hakkında Gauss dağılım eğrileri üzerinden bir fikir aklıma geldi. Bir bakıma çok açık ancak nadiren üzerinde durulan bir konuydu bu. Banyonun duvarına sabunla eğrileri çizdim ve duşun ardından fikri yazmaya giriştim. Bir fikir diğerini izledi ve yaklaşık bir saat boyunca kafa patlatmam sonucunda sosyal, siyasi, felsefi ve yaşambilimsel gibi çok çeşitli konularda 11 adet kısa makale yazdım. Yer darlığı nedeniyle bu makalelerin ayrıntısına burada giremeyeceğim, ancak kamuoyu tepkileri ve uzman görüşlerinden anladığım kadarıyla bu fikirler, geçerli argümanlar içeriyor. Bunları şimdiye kadar üniversite mezuniyet konuşmalarında, konferanslarda ve kitaplarımda kullandım.

Böyle bir aydınlanmanın ve beraberinde getirdiklerinin en azından neye benzediklerini anlatmaya çalışayım. Bir gece, marihuananın etkisindeyken çocukluğuma inmeye ve kendime psikanaliz yapmaya karar verdim ve yaptıkça da iyi ilerleme kaydettim. Sonra durdum ve Sigmund Freud'un hiç bir uyarıcı maddenin yardımı olmadan şahsi psikanalizini kayda değer bir şekilde yapabilmiş olmasının ne kadar olağanüstü olduğunu düşündüm. Ve hemen ardından, Freud'un şahsi psikanalizinden önceki 10 yılı bir kokain deneycisi ve taraftarı olarak geçirdiğini anımsadım. Freud'un dünyaya tanıttığı psikolojik aydınlanmaların en azından kısmen uyarıcı maddelerle olan tecrübeleri ışığında ortaya çıktığı çok açıktı. Bunun doğruluğu hakkında bir fikrim yok ve Freud tarihçileri bu yorumla hemfikir olurlar mı ya da benzer bir fikir geçmişte yayımlandı mı bilmiyorum, ama bu yine de ilginç bir varsayım ve normal kafayla da kabul edilebilir olduğunu düşünüyorum.

Deli olmanın nasıl bir şey olduğunun bir anda farkına vardığım geceyi ve duygularımın ve algılarımın dini niteliklere sahip olduğu geceleri anımsıyorum. Gelişigüzel bir biçimde yazdığım bu duygu ve algılarımın, bir bilim adamı olarak her zaman sahip olduğum eleştirel bakış açısıyla ters düştüğünü düşünmüştüm. Sabah uyanınca, önceki gece kendime bıraktığım mesajda, etrafımızda neredeyse hiç algılayamadığımız bir dünya olduğundan, istersek evrenle bir olabileceğimizden ve hatta bir takım politikacıların aslında aşırı derecede korkmuş insanlar olduklarından bahsettiğimi gördüğümde buna şüpheyle yaklaşmaya meyilli olabiliyorum; ama kafam güzelken bu şüphenin nasıl bir şey olduğunu çok iyi biliyorum. Bu nedenle, kendime bu gibi görüşlerimi ciddiye almam gerektiğini tembih eden bir kaset kaydettim: "Bana bak, sabah uyanan aşağılık herif! Bunların hepsi gerçek!" Kayıtta, zihnimin düzgün çalıştığını ispatlamaya çalışıyorum; 30 yıldır hiç düşünmediğim bir lise arkadaşımın adını söylüyorum, başka bir odadaki bir kitabın rengini, tipografisini ve sayfa düzenini tanımlıyorum ve tüm bunlar, sabahki değerlendirmeyi başarıyla geçiyor. Marihuana (ve muhtemelen diğer uyarıcı maddeler) vasıtasıyla, toplumumuzdaki ve eğitim sistemimizdeki kusurlar nedeniyle bu gibi uyarıcılar olmadan erişemeyeceğimiz, özgün ve geçerli seviyelerde algılara ulaşılabildiğinden eminim. Bu görüşüm sadece bireysel farkındalık ve düşünsel arayışlar için değil, aynı zamanda gerçek insanları algılama, yüz ifadeleri, tonlamalar ve kelime seçimleri gibi, sanki iki insan birbirinin aklını okuyormuşçasına bir uyuma katkıda bulunabilen olgular için de geçerli.

Marihuana, müzisyen olmayanların da müzisyenliğin az çok nasıl bir şey olduğunu anlamalarını sağlıyor; tıpkı ressam olmayanlara resimden zevk almayı öğrettiği gibi. Ancak ben ne bir müzisyen, ne de ressamım. Marihuananın, benim bilimsel çalışmalarım üzerinde etkileri var. Kafam güzelken mesleğimle ilgili konularda düşünmeye karşı tuhaf bir isteksizlik duyuyor olsam da - çekici düşünsel maceralar hep başka alanlardaymış gibi geliyor - kendi alanımdan özellikle bazı güncel ve zor problemlerle ilgili akıl yürütmeye gayret ediyorum. Bu, bir derece işe yarıyor. Örneğin, bir konudaki birbiriyle tutarsız görünen farklı deneysel gerçekleri barıştırmayı deniyorum. Şimdilik iyi gidiyor; en azından kafam normalken tekrar üzerlerinden geçtiğimde fikirlerimi başarılı buluyorum. Örneğin; birbirinden tamamen farklı gerçeklerin birbiriyle uyumlu noktalarını yakalamaya çalışırken, kafam güzel değilken asla aklıma gelmeyeceğinden emin olduğum çok garip bir olasılık düşünmüşlüğüm var. Küçük bir kısmında bu fikirden bahseden bir makale de yazdım. Doğru olması çok düşük bir ihtimal de olsa, deneysel olarak test edilebilir sonuçları var ve bu, bir teorinin kabul edilebilir olması için gerekli en önemli noktalardan biri.

Marihuana tecrübelerinde zihnin bir parçasının, gerektiğinde kişiyi sakinleştiren tarafsız bir gözlemci olarak kalmaya devam ettiğinden bahsetmiştim. Kafam güzelken birkaç kez yoğun trafikte araba kullanmak zorunda kaldım. Muhteşem görünen kıpkırmızı trafik ışıkları üzerine sürekli düşünceler üretmiş olsam da, bu işin altından hiç zorlanmadan kalktım. Sürüşten sonra, marihuananın hiç etkisinde olmadığımı farkettim. Göz kapaklarımın arkasında flaşlar yoktu. Kafanız güzelken çocuğunuz sizi çağırdığında da, normalde nasıl davranıyorsanız öyle davranabiliyorsunuz. Marihuana etkisinde araba kullanmayı savunacak değilim, ancak kişisel tecrübelerime dayanarak bunun gayet yapılabileceğini düşünüyorum. Marihuananın etkisindeyken, genelde alkolün yaptığı etkinin tersine hep düşünceli, barışçıl, girişken ve düşünsel açıdan heyecanlı oluyorum ve akşamdan kalmışlık hiç olmuyor. Yıllar geçtikçe hep biraz daha az miktarda marihuananın aynı derecede etki etmede yeterli olduğunu da gördüm. Hatta, geçenlerde gittiğim bir sinema salonunda, sadece ortamda bulunan marihuana dumanını solumanın bile kafamı güzel yapmakta yeterli olduğunu tecrübe ettim.

Marihuananın bir başka güzel yanı daha var. Kişi her nefeste içine çok küçük bir doz çeker ve bu nefesle etkisini hissetme arasında geçen zaman azdır; ayrıca etkisi oluştuktan sonra daha fazla içme isteği duyulmaz. Alınan dozun etkisini hissetmek için geçen zamanın, aşırı doz almak için geçen zamana olan oranı (R), bana göre önemli bir nicelik. Bu R oranı, (daha önce hiç kullanmadığım) LSD için çok yüksekken, marihuana için epey düşük. Küçük R değerleri, psikedelik maddelerin güvenilirliğini belirlemek için bir ölçüt olmalıdır. Marihuana yasallaştığında, bu oranı marihuana paketlerinin üzerine basılan verilerden biri olarak görmeyi umuyorum. Umarım bu çok uzak bir gelecek değildir; marihuananın yasadışı ilan edilerek, her geçen gün daha dengesiz ve tehlikeli hâle gelen bir dünyada fazlasıyla ihtiyaç duyulan dinginlik ve aydınlanmayı, duyarlılık ve dostluğu sağlayan böyle bir maddeden faydalanmanın engellenmesini tam anlamıyla rezillik olarak görüyorum.

Çeviren: Ozan Çalı [ozancali@gmail.com]

Kaynak: http://marijuana-uses.com/mr-x/

2 Aralık 2013 Pazartesi

We're just a conceited naked ape, but in our minds we're some "divine legend" and we see ourselves as some sort of god, seeing we can decide what will live and what will die, what will be saved and what will be destroyed, but honestly we're just a bunch of primates out of control.

Paul Watson

8 Kasım 2013 Cuma

"[...] It is almost a joke that the AKP, with all its despotism, sounds still more progressive and democratic at times than the Kemalist opposition, which is yet to adopt itself to the new Turkey."

9 Ekim 2013 Çarşamba

NUTOPIA

We announce the birth of a conceptual country, NUTOPIA. Citizenship of the country can be obtained by declaration of your awareness of NUTOPIA. NUTOPIA has no land, no boundaries, no passports, only people. NUTOPIA has no laws other than cosmic. All people of NUTOPIA are ambassadors of the country. As two ambassadors of NUTOPIA, we ask for diplomatic immunity and recognition in the United Nations of our country and our people.

Yoko Ono

13 Eylül 2013 Cuma

We know next to nothing about virtually everything. It is not necessary to know the origin of the universe; it is necessary to want to know. Civilization depends not on any particular knowledge, but on the disposition to crave knowledge.

George F. Will

11 Eylül 2013 Çarşamba

The magnificent here and now of life in the flesh is ours, and ours alone, and ours only for a time. We ought to dance with rapture that we should be alive and in the flesh, and part of the living, incarnate cosmos. I am part of the sun as my eye is part of me. That I am part of the earth my feet know perfectly, and my blood is part of the sea. My soul knows that I am part of the human race, my soul is an organic part of the great human soul, as my spirit is part of my nation. In my own very self, I am part of my family. There is nothing of me that is alone and absolute except my mind, and we shall find that the mind has no existence by itself, it is only the glitter of the sun on the surface of the waters. 

D. H. Lawrence

1 Eylül 2013 Pazar

Sonbahar?

Bazen nereye baksam olumsuzluk, kararsızlık, mutsuzluk görüyorum. Her yer çıkmaz sokaklarla dolu gibi. Normalde iyi ruh hâliyle yaptığım şeyler bile tekdüze, hatta korkunç gelmeye başlıyor. Hayatımdan sıkılıyorum. Hayatımda olmayandan bile sıkılıyorum.

Sonbahar geldi diyedir umarım.

30 Ağustos 2013 Cuma

BDP?

Türk milliyetçiliği kadar Kürt milliyetçiliğinin de ne kadar çirkin bir şey olduğu aşikâr. Bunu bir kenara bırakırsak, BDP'nin her bir bireye yönelik duruşu, verdiği soru önergelerinin içeriği, parti yönetimlerinin her kademesinde eşbaşkanlık olması, eşitlik ve özgürlüğe bakışı benim için BDP'yi diğer partilerin çok daha önüne koyuyor. Beni "Kim tarafından yönetilmek istiyorum?"dan çok, "Nasıl yönetilmek istiyorum?" sorusu ilgilendiriyor. 

Ayrıca; halktan bu kadar soyut bir liderlik anlayışı ve tepeden inme yönetilme güdüsü olmadan günümüzde hayatta kalabilmek imkânsız mı gerçekten?

27 Temmuz 2013 Cumartesi

23 Temmuz 2013 Salı

Hayatımda ilk defa,
Bunalımlı  Bülent Ortaçgil, Fikret Kızılok, MFÖ şarkılarını
Boşu boşuna dinliyorum
Aklıma kimseyi getiremeden

Sadece eski anıları hatırlatıyorlar, kimliksiz
Ama zaten önemli olan
İsimler değil de, hissettirdikleri değil miydi?

21 Temmuz 2013 Pazar

Look at that, you son of a bitch

"You develop an instant global consciousness, a people orientation, an intense dissatisfaction with the state of the world, and a compulsion to do something about it. From out there on the moon, international politics look so petty. You want to grab a politician by the scruff of the neck and drag him a quarter of a million miles out and say, ‘Look at that, you son of a bitch.'"

- Edgar D. Mitchell (Apollo 14 Astronaut)




11 Temmuz 2013 Perşembe

Gözaltı

Polis tarafından göz altına alınanların savunmaları ne kadar da sakin; "Vali parkı açtı, ben de girdim, sonra polis beni gözaltına aldı" gibi.

Günün birinde gözaltına alınırsam söyleyeceğim şey muhtemelen "Herhangi bir örgütle bağlantım yok. Sadece anayasal hakkımı kullanıyordum. Bunun siz de farkındasınız aslında, ama gerici ve satılmış olduğunuz için beni tutukladınız. Hakkımdaki karar önceden belli değil mi zaten, burada diyeceklerim bir şey değiştiriyor mu? Çok haklıyım ve hepiniz farkındasınız. Yaşasın haklı direnişimiz!" gibi bir şey olacak.

Tabi bunun üzerine bir daha gün yüzü görebilir miyim bilmiyorum. Ama böyle faşist bir hükümet tarafından mimlenmek, sabıka yemek benim için bir onur olacaktır.

Şehrini, haklarını, özgürlüğü savunanlar teröristse, ben de teröristim.

5 Temmuz 2013 Cuma

555K

"...biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
anamız çay demliyor ya güzel günlere
sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
bu, böyle gidecek demek değil bu işler
biz şimdi yan yana geliyoruz ve çoğalıyoruz
ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
işte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz."

Cemal Süreya

30 Haziran 2013 Pazar

"Apolitik" Gençliğin Başkaldırısı

Hep böyle dediler; "apolitik" gençler özgürlükleri için başkaldırıyorlar! Direnişçi - Tayyipçi çatışmasının taraflarının hemfikir oldukları yegâne nokta. Yalnız bir şeyi fena kaçırıyorlar; bu başkaldırının sonucunda beynimize bir anda dogma siyasi fikirler girmedi. Bir tarafa yönelmiş değildik, hâlâ da yönelmedik. Yönelmeyeceğiz de.

Biz gerçekten apolitiğiz; kaçımızın çevresinde düzenli olarak sol aktivitelere katılıp "devrim şehitlerini" anan var? Ya da kendini "milliyetçi" olarak tanımlayan arkadaşlarımızdan kaçı ülkü ocaklarına uğruyor? 1980'den sonraki kuşaklar ciddi anlamda siyasetle ilgilenmedi. 1970'lerdeki ortamı düşünsenize; apolitik takılmak ne kadar imkansızmış? Herkes bir şekilde taraftı. İşin kötüsü taraflar (halk) otoriteye karşı değil, birbirlerine karşı savaşıyordu. Bu kaosun ardından gelen neslin ucundan bile siyasete hiç bulaşmıyor olmasının nedeni budur belki de.

Biz bunu devam ettirmek istiyoruz. Siyaseti sevmiyoruz; siyasetin toplumu kandırma sanatı olduğunu düşünüyoruz. Apolitik durmaya devam etmek istiyoruz. Hepimiz bir şekilde basmakalıp fikirlerle büyütüldük; kimimize en önemli şeyin bayrak olduğu öğretildi, kimimize de dinin. Ama 21. yüzyıla gelindi artık; bu fikirlerin ne kadar dogmatik ve baskıcı olduklarını gördük.

Bu hareketi "hümanistler" başlattı. Hayattaki öncelikleri özgürlük, barış ve uyum içinde, doğayla içiçe yaşamak olan insanlar. "Kendinizi ne olarak tanımlarsınız?" şeklindeki anket sorusuna "Türk" ya da "Müslüman" değil; "insan" diye cevap veren insanlar.

Tayyip'in planları nedir bilinmez; belki gerçekten korktuğu için abartmıştır, belki de 28 Şubat'ın -sorumlusu bizmişiz gibi- intikamını almaya çalışıyordur. Anlamadığı (daha doğrusu işine gelmediği için anlamamazlıktan geldiği) nokta ise; bu hareketi röfleli CHP kadınları başlatmadı. Biz kimsenin askeri değiliz; biz Tayyip ve yandaşlarının zamanında uğradığı haksızlıklara da lanet eden insanlarız. "Alkolü yasaklamak da ne demek oluyor?" diyoruz, dinsiz oluyoruz. E kamuda başörtüsünü de savunuyoruz? "Tek istediğimiz özgürlük, her görüşe özgürlük" deyince de hep aynı yere bağlıyorlar: "O zaman polise neden taş attınız?" Bir kere polise taş atanlar biz değildik. Ben de atmadım ve atanları uyardım, ama önümde polisin attığı gaz bombasıyla kafası yarılan biri olsaydı o anki öfkeyle elime geçeni polise atardım.

Bizi Tayyip'ten çok bu insanlar üzüyor. Tayyip yüzünden değil de, bu insanlar yüzünden bu ülkenin daha uzun yıllar aydınlanamayacağını düşünüyoruz. Şu ikisinden biri olabilir bu insanlar:

1) Gerçekten sorgulamayı bilmeyen, "koyun" gibi insanlar. Suç çoğunlukla onlarda değil; eğitimsiz bırakılmışlar.

2) Aslında haklı olduğumuzu bilen ancak işine gelmediği için en saçma bahanelerle karşı gelen insanlar. En büyük argümanlarından biri şu: "Size şimdi izin verirsek, sonra yine başörtümüze karışırsınız." Yahu biz onlar değiliz diyorum ya!

Ama artık halk farkına vardı; kimilerine göre herkes bir şekilde politize oldu ama bence durum bu değil. Halkın "Tayyip yandaşları" ve "Tayyip karşıtları" olarak ayrıldığı doğru, ama ben bunu politik ya da ideolojik bir kutuplaşma olarak görmüyorum; insan oldukları için "hak"kın yanında ve birtakım çıkarları ya da bilinçsiz olmaları nedeniyle zorbanın yanında olan iki kutup olarak görüyorum.

Sonuçta; yakın vadede ne olacak bilmiyorum. Ama uzun vadede ne olacağı belli: Ya çok geç olmadan daha fazla insan ortadaki faşizmin farkına varacak ve AKP (ve mevcut sistemi savunan tüm yapılanmalar) gidecek, ya da "gizli" diktatörlüklerle yönetilen, anti-demokratik, hukuk yerine şeriatın geçerli olduğu ülkelerin arasına adımızı yazdıracağız. İmkânsız değil; o ülkeler 40 yıl önce şu anki Türkiye'den de moderndi.

Gezi olaylarının en güzel yanı, ülkedeki hemen herkesin güncel durumdan haberdar olması ve gelişmelere ilgi duymaya başlaması oldu. İnsanların uykudan uyanıp doğru olanı seçip seçmeyeceğini ise zaman gösterecek.

12 Haziran 2013 Çarşamba

Tayyip'in amacı ne? Çok ciddiyim, artık hiçbir fikrim yok. Hiçbir şey anlamıyorum. Gelecek hakkında bir fikri olan var mı? İhtiyacım var buna.

18 Aralık 2012 Salı

"the mind is a strange and wonderful thing. i'm not sure it will ever be able to figure itself out; everything else maybe, from the atom to the universe, everything except itself."

25 Kasım 2012 Pazar

Muhteşem Yüzyıl, Başbakan, Yargı ve Leylek


Ülkenin başbakanı gerçekten Muhteşem Yüzyıl'a çattı mı? Bu dizinin maksadı tarihsel gerçekleri göstermek mi? Bu bir dizi mi, belgesel mi? Dizinin herhangi bir yerinde "Gerçek olaylara dayanmaktadır" ibaresi var mı? Hadi tüm bunları geçtim, 46 yıl padişahlık yapmış bir adamın hayatının İstanbul'da geçen kısımlarının dizileştirilmiş olması mümkün değil midir? Yani dizi bize "Kanuni'nin hayatını her yönüyle anlatacağız, hiç eksik kalmayacak" demiştir de harem - entrika kısımları daha çok anlatılıp savaşlara az yer verilince mi Başbakan gaza gelmiştir? Bu arada, "savaş" sözcüğünün sözlüklerde yer almadığı bir insanlığa ulaşmayı düşlerken (buna karşı gelecek biri yoktur herhalde, Başbakan dahil); Kanuni'nin vahşetinin, "Türklük" adına yapılan katliamların (aynı şekilde Avrupalıların da "Hıristiyanlık" adına yaptığı katliamların) en aza indirgenerek, dizide daha insani konuların işlenmesi aslında bir şans değil midir?

Ayrıca, bu konuyu "yargıya intikal ettirmenin" nasıl bir yararı olacaktır? Yargının bu konuyla ne ilgisi vardır? Böyle bir davanın sonucunda çıkacak kararın "Kardeşim adamlar sanat yapıyorlar, tarih belgeseli çekmiyorlar ki her şey tutarlı olsun. Ayrıca pek çok şey tutarlı, sadece savaşlardan daha az bahsediliyor" olmama ihtimali var mıdır? (Eh tabii ki var, Türkiye'de yaşıyoruz. Başbakan "yargıya intikal edecek" dediyse, o işin varacağı nokta Başbakan'ın istediği gibi olacaktır elbet.)

Dahası, tüm bunları geçtim, çok çok afedersiniz bir laf vardır "Her kuşu s.ktik bir leylek kaldı" diye. Her kuşu s.ktiniz, bir leylek mi kaldı sayın Başbakan? Bu yapılanın gündem değiştirme olduğunu anlamayan, "Bu Kanuni'ye yapılamaz, Başbakan çok haklı" diyen herkes birer gerizekalıdır. Malesef böyle, o gruptaysanız ve alındıysanız da, amacım zaten alınmanızdı. Gerçekten bu ülkeyle ilgili dert ettiğiniz şey -bir kaç günlüğüne de olsa- Muhteşem Yüzyıl'ın tutarsızlığı ise, gerizekalısınız.