Featured

Carl Sagan ve Marihuana Üzerine

Bu makale, 1971'de yayımlanan Marihuana Reconsidered (Marihuana Gözden Geçirildi) adlı kitap için 1969 yılında yazıldı. Sagan o yıllarda...

2 Nisan 2011 Cumartesi

Eternal


Eric Clapton

Bu adam 1970'ten beri aynı. Saçı uzuyor - kısalıyor - kırlaşıyor, gözlükleri değişiyor, yüzü biraz kırışıyor ama tarzı neredeyse aynı kalmayı başarmış. Ya da şöyle diyeyim; artık saçtan sakaldan mıdır nedir, 70lerdeki yetişkin görünümü yüzünden adamın 30-40 yıl önceki bir fotosunu görünce "bu fotoğraf 90lara mı ait acaba?" demeye müsait bir tipi varmış o zamanlar.

Dicem de, 1970'ten önce o kadar farklıymış ki, Cream ileyken mesela, bence fotoğraflarını görse o da kendini tanımaz.

Gözlüklü olan Clapton(mış):




Bu arada Cream, dönemin diğer ulu gruplarına nazaran biraz underrated sanki.

30 Mart 2011 Çarşamba

Paradisophobia

[par-uh-dahyz-o-foh-bee-uh]
-noun


The groundless fear that someday www.radioparadise.com will stop broadcasting music.

28 Mart 2011 Pazartesi

28.03.2010

Tam şu sıralarda bir yıl oluyor senden ayrılalı. Ya da beni bırakalı mı desem? Kağıt üzerinde ben ayrılmıştım sanırım, çünkü artık beni sevmediğini görmüştüm. Kendimin de nefret ettiği kişiyi değiştirmeyi başarmaya başladığım halde, ve sen de bunu farkettiğin halde. Tam da şu yüzden buna rağmen ayrıldık zaten; beni sevmiyordun artık.

Başka kızlardan hoşlanmaya çalıştım bu dönemde, hoşlandığımı sandım, yapabileceğimi düşündüm ama olmadı. Sana "seni seviyorum" dememek için, diyemediğim için onlara demeye çalıştım ama olmadı. Yıllarca eksikliğini hissettiğim boşluğu senle doldurmuştum, ve sen gidince orası yine boş kaldı. Son bir yıldır -her şeye rağmen- hayatımın en güzel anları, yine seni düşündüğüm anlar. Hayatım çok yoğun olduğu halde, tamamı koca bir boşluk, amaçsızca bir uğraşı gibi geliyor. Anlam kazandığı tek anlar seni düşündüklerim.

Keşke demeyi sevmiyorum, dememek istiyorum ama, keşke bitmeseydi. Seni çok özlüyorum. Seni çok seviyorum!

Bu yazıyı yazmayacaktım, ama bugün (yine) öyle gerektirdi. Çok müzik dinledim çünkü, ve çok aklıma geldin. Her zamankinden çok. Saatin geç olması, ertesi gün iş olması ve yapmam gereken ciddi bir iş için uykumu almış olmamın gerekmesi hiç umrumda olmuyor artık. Şu an hissettiklerimi senin kollarındayken yaşamadım, yaşatmadım kendime, hayatın ciddiye alınması gerektiği zırvasıyla yordum kendimi; ve şimdi sen yokken, tam bir senede farkına vardım, aslında sana dokunmanın yaşayıp yaşayabileceğim en güzel duygu olduğunu. En büyük pişmanlığım budur.

Seni bekleyeceğim umutsuzca; ikimiz de aynı dünyada olduğumuz sürece, hep bir umut yeşerteceğim. Çünkü birbirimize aşıktık ve bunun farkındaydık. Tekrar olmaması için bir neden görmüyorum, hele zaman kavramı anlamını bu kadar yitirmişken.

21 Mart 2011 Pazartesi

The Cure

En sevdiğim grupların arasındadır The Cure. Ama çok sık The Cure dinlemem. Neler dinlediğimi bilen insanları şaşırtan bir gerçek oluyor bu genelde, "seni hiç The Cure dinlerken görmedik, ne alaka?" falan diyorlar.

Çok fazla dinlemiyorum, çünkü çok üzücü. Bir diğer nokta, kesinlikle yalnızken dinlenecek bir grup. 

Loop'a alıp dinlenecek bir grup.

Anıları hayvanlar gibi canlandıran bir grup, o anılar gerçekleşirken The Cure o anının içinde zerre kadar bile olmadığı halde. Neden acaba..? Bir çok kişi hemfikirdir herhalde.

Akla ilk gelen Just Like Heaven var mesela; müzik neşeli, sözleri neşeli, ben de neşeliyken bile dinlesem bile çok üzüyor. En iyi ihtimalle "mutsuz olacağım" duygusu uyandırıyor içimde.

Üzücü durumun için sana ümit vermeyi bırak, "ümitsiz olmalısın" diyor.

O kadar güzel şarkılar ki; yalnız, mutsuz, eski sevgiline hâlâ aşık olduğun için mutlu bile oluyorsun, The Cure şarkılarını dibine kadar hissedebildiğin için. Bu şarkıyı en iyi ben anlarım diyorsun, adamla birebir aynı şeyleri hissediyoruz, inanılır gibi değil diyorsun.

Çok üzüyor beni bu adamın sesi, gitarının sesi, söyledikleri.

Anlamadığım bir grup gerçekten. Biraz mazoşistçe bir sevgi.


16 Mart 2011 Çarşamba

Spartacus

Spartacus'ü Türkçe'ye çeviren kişi;



seninle arkadaş olmak istiyorum.

15 Mart 2011 Salı

“Why do we ask so many questions? Two people shouldn’t know each other too well if they want to fall in love.”


diye bir laf okudum.


Yalan.


Açıklayacağım vaktim olunca. Unutmamak için yazdım.

-------------------------------------------------------------------------
02.04.2011 - ekleme: 
“Love is like a little old woman and a little old man who are still friends even after they know each other so well.” - Tommy, age 6


Henüz kendi fikirlerimi yazmadım. Yazacağım bi ara. 6 yaşındaki çocuk açıklamış aslında derdimi. Yukarıdaki lafın pesimistliğini düzeltmiş. Krizden fırsat çıkarmış bir nevi.

9 Mart 2011 Çarşamba

En iyi hisler

Bana göre.
1 numara sabit.
23,5 yıldır kendimi hatırladığımdan beri 1 numaranın yanına yaklaşan bir his bile tatmadım. Hani "şu anda dünyanın en mutlu insanı ben olabilirim!" dedirtenden.
Gerisi sırasız.

1) Karşılıklı aşk yaşadığım insanın gözlerinin içine bakınca hissettiklerim.
- Bir işin altından kalktığımda kendimi ödüllendirirken hissettiklerim.
- Çok çok acıktığım sırada aldığım ilk lokmada hissettiklerim.
- Tam çakırkeyiflikle sarhoşluk arasındaki ince çizgide müzik dinlerken hissettiklerim.
- Her zaman olmasa da: Gitar çalarken hissettiklerim.
- David Gilmour kanlı canlı tam önümde solo atarken hissedeceklerim.
- Birine yardım etmeye çalışırken hissettiklerim.
- Biri bana yardım ederken hissettiklerim.
- Hayal kurarken hissettiklerim.
- "Hayallerimdeki rüyayı" -nadiren de olsa- görürken hissettiklerim.
(Bu son ikisinin gerçek olmadığını farkettiğim anda hissettiklerim ise "en kötü hisler" sıralamasındadır aynı zamanda.)

Düz bir insanım. Ve bu beni biraz üzüyor açıkçası. Tersi için de bir şey yapmıyorum ama.
Hayatımın çoğunun hayallerle geçmesinden korkuyorum.

İyi de tüm bunlardan başkalarına ne..?

3 Mart 2011 Perşembe

Zamanın bu kadar hızlı geçmesine şaşıracağıma biraz ders çalışsam ne de güzel olurdu. Şu his tanıdık geldi mi: Günlerdir çalışmak dışında pek bir şey yapmadığın halde hâlâ inanılmaz gelen bir şekilde hafta bitmek üzere ve aslında 3 gündür hiçbir şey yapmamış gibi hissediyorsun. 

Yarın erken uyanmam gerekirken hala yararsız şeylerle uğraşıyorum, bunu yazmak gibi. Ama artık bu yönümü seviyorum; hayat, üçte birini uyuyarak geçirecek kadar değersiz değil.

1 Mart 2011 Salı

İmza

Toplumda/iş hayatında "belli bir yere gelmiş", kendine güveni yüksek olup da imzası devasa ve afili olmayan birini bile görmedim. Benimki mi? Karınca boku gibi.

27 Şubat 2011 Pazar

Belki şimdi daha açıktır.

"There's just no point hating someone you love. I mean, really love."
                                                                                                                 John Lennon

19 Şubat 2011 Cumartesi

Elektrik kesintisi

18 Şubat 2011 gecesi Taksim'de elektrikler kesilmiş.

Bunun bana yansıması, İstiklal Caddesi'nde bulunan bürodaki server'a bağlanıp yetiştirmem gereken işi yapamamış olmam ve bütün planlarımın altüst olması oldu.

Şu anda çok sinirliyim ve bunu birileriyle paylaşmazsam sinirden uyuyamayacağım.

O elektriği kesen, bu şehri yöneten ne kadar insan varsa hepsinin yıllar boyu büyük acılar çekmesini ve yaşlanınca da acılar içinde ölmesini diliyorum. Ayrıca annelerine de laflar hazırladım ama buraya yazamayacağım.

Ölmeden Önce Yapacağım 101 Şey

Ben de modaya uyup kendime "ölmeden önce yapacağım 101 şey" listesi hazırladım:


1 Mutlu ol.
2 Mutlu ol.
3 Mutlu ol.
4 Mutlu ol.
5 Mutlu ol.
6 Mutlu ol.
7 Mutlu ol.
8 Mutlu ol.
9 Mutlu ol.
10 Mutlu ol.
11 Mutlu ol.
12 Mutlu ol.
13 Mutlu ol.
14 Mutlu ol.
15 Mutlu ol.
16 Mutlu ol.
17 Mutlu ol.
18 Mutlu ol.
19 Mutlu ol.
20 Mutlu ol.
21 Mutlu ol.
22 Mutlu ol.
23 Mutlu ol.
24 Mutlu ol.
25 Mutlu ol.
26 Mutlu ol.
27 Mutlu ol.
28 Mutlu ol.
29 Mutlu ol.
30 Mutlu ol.
31 Mutlu ol.
32 Mutlu ol.
33 Mutlu ol.
34 Mutlu ol.
35 Mutlu ol.
36 Mutlu ol.
37 Mutlu ol.
38 Mutlu ol.
39 Mutlu ol.
40 Mutlu ol.
41 Mutlu ol.
42 Mutlu ol.
43 Mutlu ol.
44 Mutlu ol.
45 Mutlu ol.
46 Mutlu ol.
47 Mutlu ol.
48 Mutlu ol.
49 Mutlu ol.
50 Mutlu ol.
51 Mutlu ol.
52 Mutlu ol.
53 Mutlu ol.
54 Mutlu ol.
55 Mutlu ol.
56 Mutlu ol.
57 Mutlu ol.
58 Mutlu ol.
59 Mutlu ol.
60 Mutlu ol.
61 Mutlu ol.
62 Mutlu ol.
63 Mutlu ol.
64 Mutlu ol.
65 Mutlu ol.
66 Mutlu ol.
67 Mutlu ol.
68 Mutlu ol.
69 Mutlu ol.
70 Mutlu ol.
71 Mutlu ol.
72 Mutlu ol.
73 Mutlu ol.
74 Mutlu ol.
75 Mutlu ol.
76 Mutlu ol.
77 Mutlu ol.
78 Mutlu ol.
79 Mutlu ol.
80 Mutlu ol.
81 Mutlu ol.
82 Mutlu ol.
83 Mutlu ol.
84 Mutlu ol.
85 Mutlu ol.
86 Mutlu ol.
87 Mutlu ol.
88 Mutlu ol.
89 Mutlu ol.
90 Mutlu ol.
91 Mutlu ol.
92 Mutlu ol.
93 Mutlu ol.
94 Mutlu ol.
95 Mutlu ol.
96 Mutlu ol.
97 Mutlu ol.
98 Mutlu ol.
99 Mutlu ol.
100 Mutlu ol.
101 Mutlu ol.

Olaya biraz fazla "metasal" yaklaştım sanırım.

Mesai

Arkadaşlarla dışarıda takılırken gece saat 12yi geçince yakın zamana kadar ailemin çok endişelenip sürekli çağrı yağmuruna tutmalarından sonra, son zamanlarda gece 12ye kadar işte kalınca hiç de meraklanmamaları, onlardan ziyade benim adıma üzücü bir durum sanki.

17 Şubat 2011 Perşembe

Fotoğraf

Genelde saçma fotoğraflar çekiyorum. Hatta bu yüzden aşağılandığım da oldu. "İlginç" ya da "çekmeye değer" şeyler kadar, hatta onlardan daha çok tamamen sıradan şeylerin fotoğraflarını çekiyorum fotoğraf makinam yanımda olduğunda. Örneğin, arkadaşlarla hep oturduğumuz barın baktığı izbe sokağın eğreti bir fotoğrafı, ya da sık sık buluştuğumuz bir evde otururken çekilmiş odanın boyası dökük duvarının fotoğrafı.

Bu tip fotoğrafları, ne insanların çektiği über-sanatsal fotoğraflara ne de kendi uğraşıp çektiğim fotoğraflara değişirim. Çünkü o eğreti ve sıradan fotoğraflara şöyle bir 2 sene sonra baktığımda yakaladığım ayrıntıları ve kendime yaşattığım anıları/acıları hiç ama hiçbir yerde bulamıyorum.

Anı ve acı sözcüklerinin sadece bir harf farketmesi ise manidar.

15 Şubat 2011 Salı

Bazı web siteleri ve elektronik sistemler, hata yapıp şifreni bir kaç kere yanlış girdiğinde hesabını kitler. Ancak doğru bilgileri sağladıktan sonra sana yeni şifre edinme hakkı verir. Hatta bazıları bu süreçte hesabını sıfırlar. Yeni şifreni aldıktan sonra, artık sadece kullanıcı adı aynı kalmış yeni bir insansındır o sistem için. Hataların affedilmiştir, tekrar erişimine izin verilmiştir.

Teknolojik sistemler en ufak hatayı gözden kaçırmaz, ancak her zaman affederler. Düzeltmek senin elindedir, "ben değiştim, bir şans daha istiyorum"a duygusal yaklaşmaz, sana inanır. Yine hata yaparsan, yine rest çeker sana, ama kendini inandırabilirsen yine affeder.

İnsanlar böyle değil. Söylemek içimi acıtacak ama, iyi ki değil. Böylece hatalarımızdan ders çıkarabiliyoruz, karşılığında önemli şeyleri kaybetsek de.

11 ayın sonuna doğru, senin daha ilk hafta dediğin şeyi yeni algılayabiliyorum. Artık bu konuda daha tecrübeliyim, ileride daha az hata yapacağım. Umarım.

Ya da çaresizlikten "her işte bir hayır vardır" kafası yaşıyorum.

10 Şubat 2011 Perşembe

23

Geçenlerde Komedi Dükkanı'nda (bu aralar uzun zamandır izlemediğim kadar televizyon izliyorum, evet) gençten bir kız çıktı konuk olarak. Bir ara Tolga Çevik'le aralarında yaş muhabbeti geçti; Tolga Çevik kıza "sen 14 yaşında mısın?" diye sorduğunda kız öyle bir baktı ki, sanki 40 yaşındaki olgun bir kadına toy çocuk muamelesi yapılıyor. Ve  kız Tolga'yı standart ergen ukalalığıyla "hayır 15!" diye düzeltti.

Ben de öyleydim o dönemler, çoğumuzun olduğu gibi.

Şimdi 23 yaşındayım, gerçeğin ortaya çıkmasının imkansız olduğu yerlerde yaşımı küçültüyorum; 22 diyorum, 21 dediğim bile oldu. Çünkü yaşlanmaktan korkuyorum, yaşadığım hayattan öyle mutsuz olmasam bile. Zaten hep öyle düşünülür; "hayatı istediği gibi dolu dolu yaşayamayanlar yaşlanmaktan korkar, çünkü hep erteledikleri şeyleri yapamadan yaşlanmak istemezler" gibi bir klişe vardır. Halbuki şu anda yaptıklarından gayet memnun olup "keşke hep böyle gitse, hiç yaşlanmasam" diyenler de olamaz mı?

Belki de o yaşlardaki hayatımı geri istiyorum. O yaşlar dediğim, en fazla 2 sene öncesi.

2 Şubat 2011 Çarşamba

Pınar Öğün



Çoook uzun zamandır ilk defa bir Türk dizisini düzenli olarak izlemeye başladım sanırım, özellikle okul tatile girdiğinden beri: Türkan.

Sebebi ne dizinin güzel olması, ne de Türkan Saylan'a ve hayatına olan özel ilgim. Tek nedeni Türkan'ı oynayan Pınar Öğün.

Aşık olduğun kızı ilk gördüğünde ilgini çekmez ya bazen, ya da çok sevdiğin bir şarkıyı ilk dinlediğinde. Ama sonraki karşılaşmalarında gittikçe daha çok hoşuna gider ve bum! Aynı böyle oldu benim için. İlk kez yazın sonunda annem izlerken denk gelmiştim, sonra aralıklarla yine gözüme çarptıkça izledim ve işte, artık beni pençesine aldı!

Böyle dizilerde gördüğüm güzel kızlarla ilgili yazmak pek huyum değil,  ki genelde o çok süslü sosyetik tipleri beğenmiyorum, ama artık yolda yürürken falan da Türkan aklıma gelmeye başlayınca "noluyor lan?!" demedim değil kendi kendime. Yoksa ben de mi bir ünlüye platonik aşık olcam?
 
Kız hakkında biraz araştırma yaptım ve çok çarpıcı gerçeklere ulaştım ayrıca:

1) Kız evli, hem de Mehmet Ali Alabora ile!

2) Kız çerkez. Evet çerkez. Çerkes diyen de var. Buradan yola çıkarak çerkez kızlarının güzel olduğunu kanıtlamış olduk. Ama keşke bana O'nu hatırlatmasaydın Pınar Öğün, o zaman her şey daha güzel olacaktı. Açıkçası kıl oldum biraz sana. (Hey, bu belki de iyi bir şeydir, artık çerkez lafını duyunca uyuz olmam falan! Zaten olur olmaz her yerde "çerkez kızları güzel oluyor diyorlar" lafını duymaya başladım, bu da az sinir bozucu değil.)

Karı-koca yapılan bir röportajlarından ilginç bir kısmı alıntılayarak yazıma son veriyorum.

M: Dürüst olalım mı? Pınar Çerkez bir aileden geliyor ve onların kültürüne uygun olan bizim evlenmemizdi. Öyle de yaptık.
P: Aynı evde evlenmeden beraber yaşasaydık huzursuz olacaktım. Çevre baskısından kurtulmuş olduk böylece. 



Bi dakika, sen O'na benziyorsun da sanırım biraz...

Belki de kendime şunu sormalıyım: O bu kadar güzel olmasaydı, O'na 10 ayın sonunda yine bu kadar aşık olacak mıydım?


05.02.2011'de gelen ekleme: Son bölümde saçlarını kestirmişsin (fotoğrafını bulamadım). Ve bu halinle O'na gerçekten çok benzemişsin. Bütün çerkezler birbirine benziyor olabilir mi, tüm yahudilerin birbirine benzemesi gibi..? Yok ya iyice abarttım. Daha çok "kimi sevsem sensin" kafası sanırım. Ama kesin benziyor (ee yani?)..

17.06.2013'te gelen ekleme: Kendisi Gezi direnişinin en öndeki neferlerinden biri oldu. Teşekkürler Pınar Öğün, teşekkürler Memet Ali Alabora!