Featured

Carl Sagan ve Marihuana Üzerine

Bu makale, 1971'de yayımlanan Marihuana Reconsidered (Marihuana Gözden Geçirildi) adlı kitap için 1969 yılında yazıldı. Sagan o yıllarda...

28 Ekim 2010 Perşembe

Onu o kadar seviyordu ki, kariyerini bir günde kenara atmaya karar verdi; hayattan istifa etti.

27 Ekim 2010 Çarşamba

25 Ekim 2010 Pazartesi

21 Ekim 2010 Perşembe

Hiçbir şeyin iyiye gittiği yok, göz yanılsamasıdır o, yorgunluktandır.
Seneye bugün tam bir sene dolmuş olacak.

Zaman, bu cümle kadar anlamsız işte.

18 Ekim 2010 Pazartesi

"Hayat zor lan."

Eski not defterimi karıştırırken karşılaştım. Tam olarak böyle yazmışım 08.01.2008 tarihinde.

Yemin ederim döverim ben bu çocuğu.

13 Ekim 2010 Çarşamba

You make it easy

Doğru dedin, çok seviyorum o şarkıyı. Eskitiyorum ama şarkıyı, günde 10 kez falan dinleyerek. İlk "farkettiğimde" bu şarkıyı, "oha bugüne kadar yapılmış en iyi şarkıyı buldum sanırım" diyordum. Çok tüketiyorum her şeyi ya. Tadında bırakmak gibi bir şey yok. O yüzden, senin deyiminle "hayatımın fon müziği" de sürekli değişiyor, hayatımla beraber. Değişmeyenler ise hissettiklerim. Halbuki değişmesini istediğim şey hissettiklerim, değişmemesini istediğim şey ise hayatımdı.

11 Ekim 2010 Pazartesi

Televizyondan tümevarım

Bir şeye bazen çok üzülürüz, aslında o üzülünen şey "evrensel" derecede kötü değildir, göreceli kötüdür ya. Mesela, "efsane" bir grubun konserini kaçırmak gibi.

Bu duruma benzer bir şeyle karşılaştım bugün, birisi "Bir haftadır televizyon izlemiyordum, bugün izledim çok ilginç oldu" gibi şeyler yazmıştı. Kocaman bir yazı. E ben haftalarca izlemiyorum, başka evlere gidince televizyon açık olursa izliyorum ancak, ve bu beni doyuruyor. Şimdi ben garip miyim?

Çok basit bir şey bu dediğim aslında -ve herkesin başına geliyor- ama bir o kadar da ilginç geliyor bana. Aslında dünyada hiçbir şeyin önemi yok dedirtiyor insana. Dünyadaki her şeyin yekünde her insan için hem çok önemi var, hem de hiç önemi yok.

Herkes ne kadar farklı. Her şey ne kadar farklı.

4 Ekim 2010 Pazartesi

Sıradandışı

Sıradan bir çocuğun sıradışı öyküsünden, sıradışı bir çocuğun sıradan öyküsüne uzanan yolculuk.

29 Eylül 2010 Çarşamba

İki versiyon

1) "En son ne zaman mutlu hissetmiştim lan ben" diye düşünüp bulamadığınız oldu mu hiç?

2) En son ne zaman mutlu olduğunuzu hatırladıktan sonra "piuuv yıl dönmüş lan" dediğiniz oldu mu peki?

Asıl sorum şu: 1 mi daha kötü, 2 mi?

28 Eylül 2010 Salı

Deme

bana sakın "bu kadar üzme kendini, bu senin suçun değil" deme
benim suçum olsun istiyorum
buna inanmak istiyorum
böylece sürekli çabalayabiliyorum
biliyorum bir işe yaramayacak, ama böylesi benim açımdan daha iyi
ya gerçekten benim yapabileceğim bir şeyden ötürü değilse
böyle olmasının nedeni
o zaman kahrolurdum işte
elimde olmadan bazı şeylerin bozulması duygusu daha iğrenç
öyle olduğuna inanmak istemiyorum
öyle değildir umarım
bırak benim hatam olsun
nefret edilecek biri olayım
böylece düzeltmeye çalışayım


27 Eylül 2010 Pazartesi

Dünyanın en güçlü şeyi,

akşam akşam oturup yetişmesi gereken işlerle uğraşırken, çalmaya başlayınca işi bıraktırıp evdeki en kuvvetli alkolü açtıran şarkıdır.

26 Eylül 2010 Pazar

School is for lazy people

desem çok mu iddialı bir cümle kurmuş olurum? Birincisi cümle aklıma İngilizce düştü, o nedenle o şekliyle yazdım. İkinci olarak da; okulda olmanın - istediğin şeyi okuyor olsan bile - insanı tekdüzeliğe, kurallara alıştıran, yaratıcılığı tamamen yok eden bir yanı var. Özellikle sosyal bilimler veya sanat okurken ortaya çıktığını düşünüyorum bunun.

O yüzden yapmak istediği şeyi "alaylı" olarak öğrenenler çok daha güzel yapıyorlar o işi, çok daha severek, gereksiz ıvır zıvırdan arınmış, odaklanmış şekilde.

Okul tembeller içindir. Alışılagelmişliğin rahatlığını, rahat olmanın kolaylığını, yaratmamanın ama sürünün arasına karışıp gitmenin basitliğini sevenler içindir.

Ben de seviyordum okulu, kıçımı kaldıracak, yaratacak gücü bulamıyordum çünkü; ve rahatlığın çok güzel bir yanı vardır, hiç bırakmak istemezsin, sıkılmış olsan bile. İnsanoğlunun en büyük günahlarından biri: rahat olmak, alışılageleni sevmek. Ödev mi var, yap; sınav mı var, çalış; peki tüm onlar ne işime yaradı, tekdüze anlamsız, bir çoğu gereksiz şeylere çalışarak vakit kaybetmemden başka?

Eğitim çok lazım, ama okul denen şeyin bayağı köklü değişmesi gerekiyor bence.

"O yatınca hemen uyuyordur."

Selçuk Erdem sık sık kullanırmış bu lafı bir takım insanlar için. Ne kadar güzel bir lafmış bu böyle. Ne zamandır aklımda olan düşüncelerin insana farklı bir yansıması, hiç bu bakımdan bakmamıştım.

Yeni gündem konum bu: Yatınca hemen uyumak iyi midir?

...

İyidir be kardeşim! Kim istemez yatınca hemen uyumayı..

Kim istemez cahil olmayı, ama farkında olmamayı.

Hiç kedi olmak istediğiniz olmuyor mu ki sizin? Düşünmek istemediğiniz.. Kandırmayın "insan"ı...

Mola istiyorum.

Neden hayata ara verme hakkımız yok?

Herkesin buna ara sıra ihtiyacı olmuyor mu?

Pazartesi işyerine gidince "ben bir süre hayata ara veriyorum, kafamı toparlayacağım biraz, hem zaten bak verimli olamayacağım bu kutularda durdukça. Şu anda önceliklerim değişti, kendimi düzeltmeden bir yere varamam. O nedenle ya bana 1-2 hafta izin verin ya da atın işten anasını satayım. Napayım, bu da can değil mi?" desem cevapları ne olur?

Böyle bir yaşama sistemini kim getirdi dünyaya? İstediğimiz her şeyi yaparken de yaşayabiliyor olsak, "insan gibi yaşayabilmek" için ruhumuzu satmak zorunda kalmasak? Kızılderili misali devam etsek yaşamaya. Sadece doğa ve düşüncelerimiz olsa, yaşamak için yaşasak, diğer hiçbir şey için değil..

"İnsan gibi yaşamak" ne zaman "insanlıktan çıkmaya" ve daha da kötüsü kimselerin bunu görmemesine ve hatta normalleştirmesine vardı?

25 Eylül 2010 Cumartesi

Alkolik Olma Nedenleri

Bugün ekşisözlük'te bakınırken gördüğüm entry. 

Hani bazen insan "şu çektiğim acı ne kadar büyük, kurtulamıyorum çok çaresizim" der ya, işte ben onu çok sık diyorum. Şımarığım o yüzden. Yani sanırım bunu çok sık diyen biri değer bilmez ve şımarık diye tanımlandırılabilir, ben de öyle olduğumu farkettim.

Varmak istediğim nokta, bu tip örnekler görünce "aslında sanırım bu büyük acı kadarını ve hatta daha fazlasını çekenler de var, hatta acıya yaklaşımları bile benimkiyle aynı vay be!" diyip aslında kendi durumumu abarttığımı düşünüyorum. Kendimi bazen tam bir "drama queen" gibi hissediyorum (Bu sözcüğü karşılayacak Türkçe bir sözcük olmaması ne üzücü..)

Son zamanlarda "anıları silmek mutlulukları da götürecek, bomboş bir hale gelmektense acıyla karışık güzel anıları tercih ederim"e yönelmeye başladım gerçi. Başka türlü yaşanmıyor çünkü, evet o filmin mümkün olmama gerçeği varsa, durumu olabilecek en acısız ve düzgün şekilde kotarmaya çalışmalısın. Yani "cahillik bilgeliktir"i yadsımak gibi bir şey yaptım ve acılarımla yaşamaktan mutlu olmaya başladım, o acıların aralarında yüzümü ölene kadar güldürecek anılarım da var çünkü. Ve o anıları üretmek çok zor, acı üretmek o kadar kolay iken; özellikle benim gibi evhamlı ve mutlu olmayı kendine adeta haram gören biri için..

"Acılarla yaşamaktan mutlu olmak".. Sonra adama mazoşist diyorlar, ama farkında değiller ki o acılar neler içeriyor. Bir röportajda yüz cümle söyleyen bir sanatçının en alakasız cümlesini çekip manşet yapmak gibi bir şey bu...