Featured

Carl Sagan ve Marihuana Üzerine

Bu makale, 1971'de yayımlanan Marihuana Reconsidered (Marihuana Gözden Geçirildi) adlı kitap için 1969 yılında yazıldı. Sagan o yıllarda...

13 Eylül 2013 Cuma

We know next to nothing about virtually everything. It is not necessary to know the origin of the universe; it is necessary to want to know. Civilization depends not on any particular knowledge, but on the disposition to crave knowledge.

George F. Will

11 Eylül 2013 Çarşamba

The magnificent here and now of life in the flesh is ours, and ours alone, and ours only for a time. We ought to dance with rapture that we should be alive and in the flesh, and part of the living, incarnate cosmos. I am part of the sun as my eye is part of me. That I am part of the earth my feet know perfectly, and my blood is part of the sea. My soul knows that I am part of the human race, my soul is an organic part of the great human soul, as my spirit is part of my nation. In my own very self, I am part of my family. There is nothing of me that is alone and absolute except my mind, and we shall find that the mind has no existence by itself, it is only the glitter of the sun on the surface of the waters. 

D. H. Lawrence

1 Eylül 2013 Pazar

Sonbahar?

Bazen nereye baksam olumsuzluk, kararsızlık, mutsuzluk görüyorum. Her yer çıkmaz sokaklarla dolu gibi. Normalde iyi ruh hâliyle yaptığım şeyler bile tekdüze, hatta korkunç gelmeye başlıyor. Hayatımdan sıkılıyorum. Hayatımda olmayandan bile sıkılıyorum.

Sonbahar geldi diyedir umarım.

27 Temmuz 2013 Cumartesi

23 Temmuz 2013 Salı

Hayatımda ilk defa,
Bunalımlı  Bülent Ortaçgil, Fikret Kızılok, MFÖ şarkılarını
Boşu boşuna dinliyorum
Aklıma kimseyi getiremeden

Sadece eski anıları hatırlatıyorlar, kimliksiz
Ama zaten önemli olan
İsimler değil de, hissettirdikleri değil miydi?

21 Temmuz 2013 Pazar

Look at that, you son of a bitch

"You develop an instant global consciousness, a people orientation, an intense dissatisfaction with the state of the world, and a compulsion to do something about it. From out there on the moon, international politics look so petty. You want to grab a politician by the scruff of the neck and drag him a quarter of a million miles out and say, ‘Look at that, you son of a bitch.'"

- Edgar D. Mitchell (Apollo 14 Astronaut)




5 Temmuz 2013 Cuma

555K

"...biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
anamız çay demliyor ya güzel günlere
sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
bu, böyle gidecek demek değil bu işler
biz şimdi yan yana geliyoruz ve çoğalıyoruz
ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
işte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz."

Cemal Süreya

18 Aralık 2012 Salı

"the mind is a strange and wonderful thing. i'm not sure it will ever be able to figure itself out; everything else maybe, from the atom to the universe, everything except itself."

16 Temmuz 2012 Pazartesi

İşgüzar

İşyerinde, sosyal ağlarda, arkadaş ortamında, okulda, ailemleyken... aklıma gelen ama "akla gelmesi kolay la bunun" diye düşünüp belirtmediğim hemen her şeyin, bir başkası tarafından belirtilince, o kişinin 100 / terfi / zam / hediye / takdir / öpücük / sevgi / saygı alması; benim iyi ama tembel bir "düşünür" olduğumu mu yoksa etrafımdaki çoğu insanın işgüzar olduğunu mu gösterir?

15 Mayıs 2012 Salı

Waterwheel

Son şarkımızın kayıttan sonraki hâli şu oldu. Son şarkımız dediysem, aslında tam da sonuncusu değil. Son hâlini verdiğimize inandığımız son şarkımız (sanırım). (Ulan grubun durumuna acıdım şimdi). Bir de neredeyse 1 yıldır var bu şarkı. Malum grubun neredeyse yarısı Erasmus'ta, çalamıyoruz aylardır. Ama bence Temmuz'dan itibaren çalacağız. Özledik çalmayı çok. Yalan lan, bilmiyorum diğerleri özledi mi çalmayı. Ben özledim ama.

28 Mart 2012 Çarşamba

still ill



"And if you must, go to work - tomorrow
Well, if I were you, I wouldn't bother."


11 Ocak 2012 Çarşamba

The Smiths

Tam ikinci sınıf müzik dergisi eleştirileri gibi oldu:

Dün gece Babylon'da The Smyths konseri vardı. Beklentilerim(iz) çok da fazla değildi, çünkü 4 kişi çalacaklardı ve The Smiths'in bile konserlerinde 4 kişinin bazı şarkılarda çiğ bir müziğe yol açtıkları (ki o da muhteşem) Youtube videoları ile sabit. Nitekim kısa bir dönem sahnede 5 kişi bulunmuşlar ve o konserlerde albüm kayıtlarına daha yakın bir sounda sahipler. E biz de "canlı ve partisyonları değiştirilmiş Smiths coverları" dinlemekten ziyade, bilindik Smiths'e yakın bir şey dinleme beklentisine sahiptik.

Konsere girdiğimiz an ise hayatımızın en çok şaşkınlık içeren anlarından biriydi herhalde. Ben ara ara (Youtube'dan) bildiğimiz Smiths'i sahnede gördüm. Adamın sesi Morrissey ile birebir aynı. Sahnede önlerdeydik; bassçıya ve dolayısıyla amfisine çok yakın duyduğumuzdan şarkılarda kulağımıza en çok takılan bass gitar oldu. Ve bass gitarın Smiths'de ne kadar muhteşem olduğunu anladık.

Adamların muhteşem Smiths "taklitleri" tabi aklımıza hemen grubun kendisinin ne kadar muhteşem olduğunu getirdi. "The Smiths çok büyük grup, Pink Floyd'un falan aldığı devasa övgülerden alıyor olmalılardı. Zaten bir 20 yıl sonra alırlar da." Bir insana (özellikle kafası güzelken) daha fazla şey düşündüren bir grup daha var mı acaba? Bir şarkılarına bakıyorsun, gitar elektronik müziğin atası rolünde, ama Morrissey öyle bir sese bürünmüş ki, kafanda şapkasıyla gerçek bir cowboy şarkı söylerken canlanıyor. Bu ikisini çok keskin şekilde ayırıyorsun şarkıyı dinlerken, sonra bir anda ne kadar çok yakıştıklarını ve birbirlerine eridiklerini görüyorsun.


"Neden şarkı söylerken elinizde çiçek sallıyorsunuz?"
"Çorap sallasam daha mı iyi?"

Kalın notalardan çalınan karmaşık bass riffleri, Marr'ın "çıngır çıngır" ve bol katmanlı Rickenbacker gitarı, Morrissey'in bazı bazı Elvisvari kadife sesi, arada yaptığı yüksek perdeden sesler, tatlı falsettolar ve sözcük gevelemeleri, "bu ne lan" demek üzereyken dünyanın en güzel figürleri olduğunu farkettiğin dansları.. Adam İngiltere'nin Zeki Müren'i. Tabi birebir karşılaştırmamak lazım. Ama cinselliğe bakışları, döneme göre farklı tercihleri ve görünüşleri, konuşmaları, ... Zaten bunla ilgili bir şeyi, Morrissey 2006'de One Love'da sahnede söylemişti sanki. O konsere gitmiştim ama ancak belli bir dönemden sonra ortaya çıkan "The Smiths sevgisi ve bağlılığı" henüz bende oluşmadığından çok şey kaçırarak dinlediğimi şimdi farkediyorum. Ama her şeyin bir zamanı var sanki. 17 yaşında bir çocuk Beatles sever, Pink Floyd sever gibi Smiths sevemez sanki? Okulu bitirip işe girdiğinde, hayatının ve ruhunun istemese ve farklılaşmak için çırpınsa da eskiden olduğu gibi "ferah" olmadığı, ve bir de etrafında kendini "seven" biri göremediği zaman anlıyor insan Smiths'i. Bir de, Smiths'in konserlerini izleyenlerin %95'i erkek.

Aslında hepsinin ötesinde, bir duruşları vardı. Adamın konserlerinde çatır çatır "İngiltere Başbakanı bir moron" demesi, seyirciyi vejetaryenliğe davet etmesi ("Meat is Murder" diye albümleri ve şarkıları var), "kız arkadaşım komada, durumu çok ciddi biliyorum" gibi saçma bir şarkı sözüyle aslında başka hiç bir müziğin yapamadığı, çok derinlerde bir şeyler hissettirmesi... Keşke bir şekilde onları tekrar canlı izleyebilsek, o dönemi tekrar yaşayabilsek.

23 Aralık 2011 Cuma

Ağustos böceğinin "lanet olsun" demesiyle karıncanın demesi arasında dağlar kadar fark var mı? Yoo, hiç bir fark yok. Aptal karınca onca zaman uğraştığıyla kalıyor.

"Olsun, uğraşıyorsun en azından" kısmındaki "uğraşıyorsun"un herhangi bir maddi, manevi yararını görmedim. Gören varsa bana anlatmasını dilerim, neyi kaçırıyorum acaba..? Ölümden sonrasına da inanmadığım için acaba neden "uğraşıyorum", sonuç aynı olacaksa.

13 Aralık 2011 Salı

aabb

The Beatles'ın da özellikle erken zamanlarında sık sık yaptığı gibi, o dönem revaçta olan abab şarkı düzeni yerine şimdilerde popüler olan aabb düzeni de çok hoş oluyor bazen be. Ama böyle alttan alttan. Biz de kullanmıyor değiliz.

Çok güzel bir örneği için:


11 Aralık 2011 Pazar

Aah, elim yandı!

İnsan sıcak bir şeyi bir başka odaya taşırken yolda eli çok ısındığında vücudun verdiği refleks "bunu bir an önce bir yere bırakmalısın ve elindekini direk yere fırlatmak yerine yavaşlayıp mantıklı bir yere koyuvermek için kaybedeceğin fazladan 1 saniye bana ekstra zarar vermeyecek"tir ya.

İşte o, daha ilk ısınmada elindekini yere atanlardan.

30 Kasım 2011 Çarşamba

Bile Bile

Sezen Aksu, "güzel müzik yapan ama dinlemediğim sanatçılar" kategorisinde (malesef..?). O nedenle ortalama bir türkten daha az biliyorum en bilindik şarkılarını bile.

Geçen gün artık aklıma mı geldi, bi yerde mi gördüm/duydum bilmiyorum, şu şarkısını her gece loopa alır oldum:


Özellikle nakaratıyla sözcük sözcük "o hissi" bu kadar mükemmel şekilde anlatan başka bir şarkı dinlememiş olabilirim bugüne kadar.

Artık o kategoriden çıkarmam lazım Sezen Aksu'yu sanırım.

Akıl Hastası

Beraber olmaktı
İki yılın sonunda "penguen gibi yürüyorsun sen, ama çok şirinsin" demekti
Karşındakini kusurlarıyla sevmekti
Hatta, kusurlarını sevmekti,
Akıl hastası gibi.

Aynı cümlede ikilem yaşamaktı,
"Yumurta kafa sana çok yakışmış"taki gibi
Ama sonuçta hep güzeli görmekti
Çünkü olumlu bakmaktı aslında hayata,
Olumlu bakmayı öğrenmekti.
Çünkü bilmekti
Ne olursa olsun, karşındaki kişinin seni önemseyeceğini
Yatıştıracağını
Seveceğini.

1-0 önde başlamaktı hayata
Ya da hayata başlamaktı belki de.
"Ben bunu neden daha önce yapmadım"dı,
Uyuşturucuydu, bir kere başlandı mı bırakılamayan.

Öleceğini bilsen o sırada
Mutlu olmaktı yine de,
Akıl hastası gibi.


12 Ekim 2011 Çarşamba

Merhaba blog,

Uzun süredir yazmıyorum buraya. Farkındayım bunun tabi, ama bu blogu açma sebebim tamamen kendimi rahatlatmaktı malum; herhangi edebi bir neden aramadığımdan içimden gelmediği sürece yazmayacaktım. Bunu başardım aslında, zira son zamanlarda kendimi iyi hissediyorum, 1.5 yıldır olmadığı kadar. 

Aslında yazmamamın bir başka büyük nedeni de kendime sonunda güzelce bir defter almam ve aklımdakileri her an ona yazmam.


Neden kendimi son zamanlarda daha iyi hissediyorum?

Bir kere son zamanlarda grubumuzla ilgili güzel şeyler oluyor. İnsanlık için küçük, bizim için büyük adımlar attık, Roxy'de 2. olduğumuzdan (olduklarından) beri ilk defa gerçek anlamda bir şeyler değişiyor sanki. Daha çok içimize sinen şarkılar çalmaya başladık, kaydedeceğiz şimdi onları. Gerçi iki haftadır bir kere bile beraber çalmadık, ayrıca Şubat'ta gruptan iki kişi Erasmus'a gidecek, grubun çalışmaları da duracak bu nedenle. Her neyse, o zamana kadar kim öle kim kala. Umutluyum ben bu konuda. Bana bir çeşit terapi olduğundan, başkaca bir şey değil. Bunu meslek haline getirmek ve bundan para kazanmak gibi bir niyetim yok; buna niyetlenirsem hayal kırıklığına uğrayacağımı biliyorum çünkü. Gruptaki herkesin müzikal geleceğimizle ilgili farklı izlenimleri ve beklentileri var, bu bile başlı başına ilginç zaten. Birimiz bu işi tek mesleği haline getirmeye çalışırken, başka birimizin hiçbir şey umrunda değil gibi görünüyor çoğu zaman. Yine de beraber stüdyoda ya da sahnedeyken iyi hissediyoruz her birimiz; en azından ben öyle görüyorum.





Bu meşgalemin yanında iyi hissetmemin en büyük nedeni zamanın geçmiş olması sanırım. S.'den ayrılalı 1.5 yılı geçti ve o bende sadece kırık bir anı olarak duruyor artık. Bu akşam işyerinden bir arkadaşlaydım Taksim'de. Erkek arkadaşından ayrıldı. Ayrıldığı günden beri ne zaman ona baksam kendimi görüyorum, 1.5 yıl önceki kendimi. Onun üzerinden kendime çalışmış gibi olacağım, ama ilk defa kendimi üzüntü bataklığından kurtulmuş gibi hissettim onu gördükçe. Tıpkı benim 1.5 yıl önce hissettiğim gibi hissediyordu, ve bu konuda bana açılabilecek kadar "sağlıklı" görmüştü beni. Bir yandan hep eski kendimi düşündüm bu akşam, sürekli düşünceli duran ve "neyin var, iyi misin, daldın" gibi şeyler duyan, sürekli hatrı sorulan ve telkin edilmeye çalışılan ben, uzun süre sonra telkin edebilecek konumdaydım, bunu yapabileceğimi düşünen bir insanlaydım. Demek ki beni yeni tanıyan insanlara yeterince "sağlıklı" görünüyorum artık..?

Ona yardımcı olmaya çalıştım elimden geldiği kadar; gerçi ne kadar gelebilirdi ki elimden, çok benzeri bir kaosu ben de 1.5 yıl kadar önce yaşamışken? Ama hiç yalan söylemedim; "geçecek" diyebildim ancak, hatta hiçbir zaman geçmeyeceğinden, sadece alıştığımızdan bahsettim; şu an hissettiklerimi anlattım bir yerde. Öyle oluyor çünkü, insanın kalbi biliyor doğru kişiyi, ve onu kaybetsen de, o seni artık istemese de onu arzuluyorsun. Hayatına yeni bir insanın girmediği gün sayısı giderek artarken, sen onun suratını bile unutmaya başlamışken, tek unutmadığın ona karşı hissettiklerin oluyor. Bir yerden sonra mutlu hissediyorsun kendini artık, sırf hayatında böyle yüksek bir duyguyu yaşayabildiğin için. Acı gidiyor, sevgin baki kalıyor.

O yüzden daha mutluyum işte. Aslında bir nedeni yok, sadece normalleşmemi sağlayacak kadar çok zaman geçti.

Zaman her şeyi normalleştiriyor.